Bana (Bize) Bir Şeyhler Oluyor!!!


“ANLATACAKLARIM VAR!VAAZ VERMEK DEĞİL NİYETİM, DUYDUĞUMU SÖYLEMEK.SÖYLEMEYE DEĞER ŞEYLER DUYUYORUM ZİRA.BELKİ HAYATI DAHA YAŞANIR KILMAK İÇİN YA DA BELKİ SADE, AMA SADE ANLATMAK İÇİN...
SEN ANLAT DEDİ TANRI BANA!ANLAŞILSIN DİYE DEĞİL,HİÇBİR MÜKAFAT İSTEMEDEN ANLAT…ÇÜNKÜ BİR MÜKAFATTIR ARTIK ANLATICIYA DOĞRU DÜZGÜN ANLAŞILMAK!
SEN ANLAT DEDİ! SEN SADE ANLAT. UMUDU HATIRLATSIN DİYE UMUTSUZLUĞU, ÇAREYE YOL AÇSIN DİYE ÇARESİZLİĞİ ANLAT… DERS VERME DEDİ KİMSEYE.ÇÜNKÜ HOCA DENMEZ ÖĞRENMESİNİ BİTİRENE.ÇIRAKLARI OLAN BİR ÇIRAKTIR USTA, OLSA OLSA…
SEN ANLAT DEDİ BANA TANRI, SEN SADE ANLAT…”


ev yapımı ilk deneme olmasından mütevvellit(off ne kelime) çaylak bir günce bu blog.Adına gelince FARELİ KÖYÜN MIZIKÇISI dedik gitti!Belki de kurmaca dünyaya uzaktan bakıp "naniiik!!"yapma muzurluğunda olduğumuzdandır:) Çocukluğumuzun tüm bol kahkahalı oyunlarında litaratürümüze "Mızıkma" olarak geçen, ve bünyedeki ilk serzenişi sergileyen çocukluk arkadaşlarına itaf bile edebiliriz bu blogu. hatta ettik bile:))


20 Haziran 2008 Cuma

MURATHAN MUNGAN



















ESKİ 45’ LİKLER





gördüm


bir pazar gününe sabah nasıl iner


göklerden nefesi tıkanmış


soluk soluğa


bir parka kuşlar gibi


kimsesiz nasıl iner yoksul kanatlarıyla


siz hiç ağaçların sarsıla sarsıla ağladığını gördünüz mü?

babanızdan sürgün olduğunuz gün.


Metis Yayınları




ÜÇ AYNALI KIRK ODA






Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma.Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğümü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz.


Metis Yayınları





MIRILDANDIKLARIM



bir yıl daha bitiyor

İşte bu kadar duru, bu kadar yalın

bu kadar el değişmiş

sıradan bir gerçeği daha

kolları bağlı hayatımızın

bir şiire nasıl dahil edilir bir yılın son günleri?

her sonda, her başlangıçta ve her defasında

alır gibi bir başkasını karşımıza



Metis Yayınları






AVARE

anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını aradı

kısık ışıklı arkadaş odaları
plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde
kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık
okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar
ve dunyanın bütün limanları
önümüzde sessizce uzardı

biterdi plak, disk boşa dönerdi.
düşlerimiz çarpıp geri dönen sulardı şimdi
böyle zamanlarda ilk sözü söylemekten
kaçınırdı herkes
sonra bir usulca kalkar, herkese çay koyardı
anımsıyor musun?

vahşi siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyuyamayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralar umar
apansız yolculuklara çıkardık

uykulu kentlere girerdik gece yarıları
ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında
gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzalıkta
sarhoş bindiğimiz otobüsün pencersinden
sanki bambaşka bir dünyaya bakardık
sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden
yumruklarımızı sıkar sessizce ağlardık
ışığı açık kalmış pencerelere, kepengi örtülü dükkanlara,
yaz bahçelerinden taşan çiceklere,
adını bile bilmediğimiz bu kente
neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle
uzun uzun bakardık
anımsıyor musun?

ahh o gece yolculukları
bir başka kentte, bir başka insan olmanın umutları
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz
kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terk edenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler

vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
herşey o eski rüya da kaldı

çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldukleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki sen anımsıyor musun?

MURATHAN MUNGAN

http://www.murathanmungan.com/







12 Haziran 2008 Perşembe

eskiciden seçmeler

odamın muhtelif yerlerinde biriken eski günlüklerimi kurcalamak zevkli oluyor. düşünün ki ilkokulda başlattığım bu serüvende epey eğlence var haliyle. 1.sınıf karnemi alırken ki heyecanımdan,ağbimin bahçemizdeki dut ağacından düşmesine, çatımıza sürekli yuva yapan serçelerle maceralarımıza kadar yalın çocukluk günleri. annem ve babam için yazdığım iki şiirde cabası:)anneme yazdığım o dönem söylediğimiz bir çocuk şarkısından uyarlama(araklama) gibi gözükse de;babam için yazdığım diyebilirim ki nacizhane ilk özgün şiir denemem:)

keyiflidir günlükler insana kendini hatırlatır.bugünde öyle eskilerle merhabalaşırken bulduğum bir yazıyı aynen aktarıyorum;) sayılı gün kalmış üniversite sınavı stresine ve ergen serzenişine itaf:)
**************************************
tarih önemli değil sıkıcı bir gün...

Anne,baba ve çocuklardan oluşan bu sevimli çekirdek ailede uyulması gereken kurallar vardır:

* Öncelikle temizlik başta gelmek üzere ev işleri konusunda doktora verecek kadar deriiiiiiin bilgilere sahip olmak.
* Annenin düşüncelerini okuyarak istediği her şeyi kusursuz yerine getirmek.Annenin kayıtsız şartsız her konuda haklı olduğunu unutmayarak o ne yapsa etse dahi gıkını çıkarmamak(mümkünse dilsiz taklidi yapmak)
* Öyle dışarda gezeyim tozayım meraklısı olmak mıııı (tövbe tövbe) asla!Temel kural kukuman kuşları gibi anne babanın kara suları içerisinde bulunmak.
*Arkadaşlarla öyle çok görüşülmez.Ayda yılda bir olabilir hatta mümkünse;bir asırdan öbür asıra!
*Arkadaşlarınla bir yerelere gitmek istemenle Madagaskar'a ya da Cubuti'ye gitmek istemen eşdeğerdedir.Yani cevap "HAYIR!" dır.
* Genelde bu "hayır"ların ardında çok makul nedenler vardır tabii.Mesala sinemaya gitmek istediğinizde bir iç savaş çıkabilir,sıkı yönetim, darbe yaşanabilir.(Hem bu ahval ve şerait içinde ana-babanın güvenli kolları dururken neden gözü dışardadır ki bu sıpaların!)

*Babanın ağzından kelimeyi cımbızla çekmek gerekir.Bu yüzden bir konuda izin almak için aylar öncesinden hazırlık yapılması herzaman iyidir;) hatta bazen baba uzatma devrelerine geçerek lafı öyle dolandırır kii siz niçin izin istediğinizi unutursunuz:)
* Onlar gibi düşün, onlar gibi yaşa.sonuçta her evde eski bir tas eski bir hamam konulmuşsa başköşeye saygıda kusur eden 9. köyden 10. ya göçe mecburdur;)
**************************************************
Hamiş: eskiciden dökülenlerdi bunlar.Şaka bir yana hala yürürülükte olması zorlanan maddeler yok değil:)) Artık daha uzlaşmacı sanırım içimdeki kerata:)
Hep beraber 10. köyde yaşıyoruz şimdi;) birbirini daha iyi tanıyan ve değiştirmeden sevmeye en azından çabalayan sevimli çekirdek aile. Saygılar... selamlar:)))

E.G